Tanım
**Huzur ve güven içinde yenen kuru bir ekmek,endişe içinde yenen baldan daha tatldır.Namus içinde yaşanan bir çadır,ahlaksızlığın hüküm sürdüğü bir köşkte yaşamaktan daha sevimlidir**
LİNKS
&
&
&
&
*** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** *** ***
Kategoriler
|
Ramazan Ayının Kazandırdıkları ve Bayram...
Halis ECE
Ramazan Ayının Kazandırdıkları ve B a y r a m...
Sevgili okuyucular;
Mübârek Ramazan ayını müteâkip bir bayramı daha idrâk etmenin, muhakkak ki büyük bir sürûr ve saâdeti var hepimizin gönlünde...
Öncelikle topyekûn İslâm âleminin mübârek Ramazan Bayramları’nı tebrik eder, Cenâb-ı Hak’tan sağlık-âfiyet, huzur ve emniyet dolu nice bayramlar dileğiyle iki cihan saâdetleri niyâz ederiz.
***
Gelelim şimdi de bu mübârek ayın biz mü’minlere kazandırdığı bazı haslet ve ecirlere... Bir başka ifadeyle, maddi ve manevi kazançlara…
Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azâbından kurtuluş olan mübârek Ramazan ayı, şüphesiz İlâhi kazançların harman olduğu bir aydır. Bu mübârek ay, her şeyden evvel vakitlerimizi tanzim etmemize vesile oldu. Bundan önceki aylarda sahuru ve iftarı düşünmeyip istediğimiz zaman yiyip içerken, bu ayda bunlar, belli bir proğrama bağlandı. Vücutlarımız dinlendi. Yemeklerimiz artık o muayyen vakitlerde yenmeye başlandı. Böylece, diğer aylarda çoğu zaman ayrı ayrı yenen yemekler, Ramazan ayında âilelerin, dost ve ahbapların, fakir ve zenginlerin birlikte oldukları sofralar hâline geldi.
Oruç bize, istersek irâdemize hâkim olabileceğimizi gösterdi. Sofra kurulmuş, üzerinde çeşit çeşit yiyecekler hazır ve bizim onları yememize hiçbir şey de mâni/engel olmadığı halde, Allâh'a olan itâat ve teslimiyetimizden dolayı, ezan okunmadan elimizi onlara uzatmadık. Kısacası sabretmesini bildik.
İbâdetlerimizde bir düzen hâkim oldu. Vakit namazlarımızı ve bilhassa yatsı ve terâvih namazlarını cemaatle kılmaya daha bir gayret gösterdik. Cemaat şuuruna vardık, cem’iyyetten ayrı kalmanın zararlarını idrâk ettik. Diğer mü’min kardeşlerimizle aynı safta, aynı kıbleye yönelerek, bizleri yaratan Rabb’imizin huzurunda fâni bir kul olmanın hazzını yaşadık. Teheccüd namazlarına alıştık. Duhâ ve evvâbin namazlarını kılmaya başladık.
Oruç tutan mü’minlerin, cennetin Reyyân isimli hususi kapısından gireceklerini öğrendik. Yine bu ibâdetin ecrinin, mü’mine, bizzat Hz. Allah tarafından verileceği müjdesini aldık.
Huşû içerisinde terâvih namazlarımızı edâ ettik. Yirmi rek’âtlik bu namazı, sevabına inanarak ve mükâfatını yalnızca Allah'tan umarak kılanların geçmiş günahlarının affedileceği müjdesini aldık. Tabii bu arada, “Terâvih sünnettir, kılmasan da olur!” diyen bedbahtlara da rastladık. Ancak bunların yanında, “Ramazan münasebetiyle kapalıyız” diye meyhanesinin, içkili lokantasının camına ilân yapıştıranları da gördük. Oruç tutmasalar da Ramazana saygı gösterip alenî yiyip içmekten kaçınan insanların da hâlen bulunduğuna vâkıf olduk.
Zekât ve fitrelerimizi ihtiyaç sahibi kardeşlerimize yahut bunlara hizmet veren kuruluşlara vererek, onların evlerinin-müesseselerinin de şenlenmesine vesile olmanın sevincini yaşadık. Fakir-fukarayı gözeterek, iftar sofralarımıza dâvet ettik. İftar ettirdiğimiz kişilerin alacağı sevap kadar sevap alacağımızı, üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmayacağını da öğrendik.
Ramazan ayında suç işleme nisbetlerinin düştüğünü; kavga, adam öldürme ve hırsızlık gibi suçların sayısında çok büyük ölçüde düşüşler olduğunu gerek basından, gerekse medyadan öğrenince, bütün ayların Ramazan ayı gibi olması için duâ ettik.
Kur'an ayı olan Ramazan'da, hatimler okuduk, mukâbele’de bulunduk, vaazlar-sohbetler dinledik... Onu daha iyi anlamaya-kavramaya ve hayatımıza tatbik etmeye çalıştık. Kezâ gücümüzün yettiğince Resûlüllâh (s.a.v.) Efendimiz’in sünnetine uymaya, hakiki vârisleri olan ulemânın gösterdiği yolda yürümeye gayret ettik. Kabirlerini ziyâret edip ruhlarını şâd etmeye, kendilerini vesile edinip feyz-i İlâhiden istifâde ve istifâzaya çalıştık.
Ramazan ayı dışında, öfkelendiğimiz zaman bazan kötü sözler söylediğimiz, yanlış hareketlerde bulunduğumuz halde, bu ay içerisinde daha sâkin olabilmek için gayret gösterdik, çaba sarf ettik. Kötü muâmeleyle karşılaştığımız zaman, “Ben oruçluyum” demekten başka bir karşılık vermedik. Orucu sadece midemize değil, gözümüze-kulağımıza, elimize-ayağımıza, dilimize-gönlümüze ve sâir bütün a‘zâlarımıza/organlarımıza da tutturmaya çalıştık. Kısacası oruç vesilesiyle çirkin huylardan kaçınıp güzel ahlâka sahip olabilmek için hassâsiyet gösterdik.
İftar vaktini beklerken, âdeta hemen her gün bayram sevinci yaşadık. Bir an evvel ezan okunsa da “kuruyan dilimiz, damağımız, ıslanmaya hasret dudaklarımız suya kavuşsa” diyerek, iftar saatini şevk ve heyecanla bekledik... Bu esnada Sevgili Peygamberimiz Efendimiz'in, “Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri iftar ettiği, diğeri de Allâh'a kavuştuğu vakit...” mübârek sözlerini hatırlayıp, iftar vaktinde yaşadığımız bu sevinci, en büyük sevinç vesilesi olan diğeri ile de pekiştirmesini Rabb’imizden niyâz ettik...
Mübârek Ramazan ayında oruç, iftar, terâvih, va‘z, mukabele, sadaka-i fıtır, zekât, itikâf gibi ibâdetlerin, insanı nasıl da âdeta melekleştirdiğini gördük ve bu mübarek ayı çok iyi değerlendirmeye çalıştık. Sadece bu ayda değil, ölünceye kadar böyle yaşamak gerektiğini... “Allah için yapılan işlerin-ibâdetlerin en makbûlü, az da olsa devamlı olanıdır” hadîs-i şerifini kendimize düstur edindik. Ve asıl gâyenin, Müslüman olarak ruhumuzu teslim edebilmek olduğunun şuuruna bir kere daha erdik.
Bazı basın ve medyamızın, Ramazan ayını ısrarla oyun ve eğlence ayı gibi lanse etmeye çalışan proğramlarına rağmen, on bir ayın sultanı ramazân-ı şerifin eğlence ayı değil, ibâdet-tâat, kıraat-zikir, tesbih-tehlil, tahmid-şükür ve tefekkür ayı, mânevî hasat zamanı olduğunu aklımızdan-gönlümüzden bir an bile olsun çıkartmadık. Böylece, Ramazan ayını bir eğlence, şarkı-türkü, direkler arası ve benzeri bir takım oyunlarla oyalanmaktan ibâretmiş sanan veya öyle göstermeye çalışan bazı televizyon kanallarına kendimizi kaptırıp aldanmadık… Vakitlerimizi boşa harcamadık.
Ramazan ve bayram vesilesiyle tebrikleştik, birbirimize duâ ettik, af ve mağfiret diledik. Tebrik, telefon, e-mail kutlamalarıyla ictimâî/sosyal dayanışmayı, kaynaşmayı, birlik ve beraberlik duygularını en zirve noktaya taşıdık elhamdülillah...
Unutmamalıyız ki; her günümüzü CUMA, her gecemizi KADİR, her ayımızı RAMAZAN yapmak kendi elimizde... Yeter ki biz, bu mübârek ay, gün ve geceleri değerlendirmesini bilelim.
Ne mutlu, RAMAZAN ayına ulaşıp, onun kıymetini bilerek hakkıyla değerlendiren ve mükâfat olarak da BAYRAMa kavuşan mü’minlere... Ve ne saâdet Cemâl-i İlâhî ile müşerref olacak Müslümanlara…
***
Dilerseniz yazımızı, Nuray Mert'in Radikal’de yayınlanan (28 Aralık 2000) enteresan bir yazısı ile noktalayalım. Yazı, “Sirk bitti” başlığını taşıyordu. Yazıda âdeta medyamızın Ramazan fotoğrafı sergileniyordu. Aradan geçen bunca zamana rağmen, bugün için de değişen bir şey olup olmadığını görmek açısından, gelin birlikte okuyalım:
“... Her Ramazan ayında, ‘bundan daha kötüsü olamaz’ diye düşünüyorum, tahminim yanlış çıkıyor. Ramazan ayı, yine, hatta her zamankinden de fazla, tam bir sirk ortamı hâlinde yaşandı. Bir kere, özellikle son yıllarda Ramazan, dinle bitmez tükenmez hesaplaşma merakına iyi bir gerekçe oluşturuyor. Bir taşla birçok kuş vurulmaya çalışılıyor; bir yanda Ramazan reyting savaşlarının uzantısı hâlinde, her türlü soytarılığa vesîle teşkil etmiş oluyor... Diğer yanda işin ciddi boyutu devreye giriyor; fırsat bu fırsat, siyasal İslâm'a itibar kaybettirme gayretleri kılıktan kılığa giriyor, siyasî olması gereken bir tartışma komik hâle geliyor.
“... Ardından, mûtad din tartışmaları geldi; bu yolla İslâmiyet'e ilişkin her türlü kuşku ve rahatsızlık bir daha ortaya dökülüp saçıldı. İşin tuhaf tarafı, İslâmiyet tartışmalarının en çok da dindar olmayan insanların meselesi olması!
“Her dinî vesileyle dindarların sorgulanması, sîgaya çekilmesi hatta rencide edilmesi doğal sayılıyor; örneğin karınca ezmez bazı ilahiyatçılar, kadının dövülmesinin hesabını İslâm üzerinden vermeye çalışıyorlar. Bu soruya tek mantıklı cevabı bir Tv programında bir yazar verdi; dayanamayıp, ‘Siz hiç dinî gerekçeyle kadın dövüldüğünü duydunuz mu?’ dedi.
“Final, İslâmî kesimin en tartışmalı ismi Edip Yüksel'in kışkırtıcı tezleriyle ekranlarda zuhûr etmesiyle yaşandı... Bir sirkti, şimdilik bitti!”
***
Evet hep böyle olmuş, en ciddî inanç ve fikir meseleleri, maalesef bu kötü ve olumsuz tutumlar yüzünden en elverişsiz şartlarda gündeme getirilmiştir. Dolayısıyla hiçbir zaman sağlıklı neticeler elde edilememiştir.
Bu seneki (M. 2007 / H. 1428) Ramazan ayında ise nelerin tartışıldığı hemen herkesin mâlumu… O bakımdan bu bayağı-lüzumsuz ve de gülünç tartışmaları tekrar dile getirip gönüllerimizi bulandırmak istemiyorum.
İslâm âleminin Ramazan Bayramı’nı tekrar tebrik ile Rabbim’den, topyekün insanlık için hayırlı inkişaflara vesile olmasını niyâz ediyorum.
http://www.mollacami.com/blog/halisece/ramazan-ayinin-kazandirdiklari-ve-b-a-y-r-14243.html
(Halis Ece Hocamızdan Allah Razı Olsun...) |
Tarih: 17:08, 11/10/2007 Kategori: mubarek aylar ve gunler |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN.*.*.*.*.

Doğrusu biz Kur'ân'ı Kadir gecesinde indirmişizdir. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler.O gece, tanyerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.(Kadir sûresi, 97/ 1-5)
*** Müminlerin annesi Hz.Aişe (r.a.) şöyle diyor : -Dedim ki: Ya Resullullah, Kadir Gecesi'ni bilirsem onda ne şekilde dua edeyim? Şöyle buyurdu: - Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa'fü anni. (Allah'ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle.) ***
Kadir Gecesi değer gecesidir, Allah tarafından değerli kılınmış bir gecedir. Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Bu gece bir ömürden daha hayırlıdır. Ellerin açıldığı, gözlerin dualarla yaşardığı, kalplerin okşandığı Kadir Gecesinde bütün insanların günahlardan uzaklaşıp tövbelerinin kabul edilmesini niyaz ederiz. Allah tüm inananları iman yolundan, feyzinden, rahmetinden ve hizmetlerden ayırmasın.
sevgi ve muhabbetlerimle
yaseyma.*.*.*. |
Tarih: 17:08, 8/10/2007 Kategori: mubarek aylar ve gunler |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Kadir Gecesinin Fazileti
Ibni Abbas buyurur ki: «Peygamber 'imize Israilogullanndan bir adamin bin yil boyunca Allâh Yolu'nda omuzunda silâh ile savastigi anlatildi. Bu hal Peygamber imizin hosuna giderek ayni mazhariyyeti kendi ümmeti için de diledi ve «Yâ Rabb'i, ümmetimi, ömrü en kisa ve ameli en az ümmet olarak yarattin» diye Allah'a yakarinca Allâh O'na ve Kiyamete kadar gelecek olan bütün Ümmetine Israilogulunun Allâh Yolunda silâh tasidigi bin aydan daha hayirli olan Kadir Gecesini bagisladi. Bu gece, bu ümmetin imtiyazlarindan birisidir.»
Anlatildigina göre Israiloglu. Sem'un adinda biridir. Bin yil boyunca atinin palani kurumadan düsmanla savasir, üstün kuvvet ve cesareti ile karsisina dikilen kafiri dize getirir.
Kendisi ile basa çikamayacaklarini gören düsmanlari, birini karisina göndererek eger kocasini baglar da onu bir eve hapsedip derdinden kurtulacak olurlarsa kendisine bir tas altin adarlar.
Adam gece uyuyunca karisi onu bir urganla baglar. Fakat uyaninca eli ayagini hareket ettirerek urgani kolayca kesiverir. Karisina «Niçin böyle yaptin» diye sorunca kadin «Gücünü denedim» diye cevap verir.
Kadin durumu adamin düsmanlarina bildirince kendisine zincir gönderirler. Fakat adam yine uyaninca onu da koparmakta güçlük çekmez.
Bu arada seytan düsmanlarina gelerek karisina adamdan hangi seyi kesip koparamayacagini sormasini tavsiye eder. Birini gönderip kadina seytanin talimatini ulastirirlar. Kadin adama neyi koparamayacagini sorunca adam «Sac örgülerini» diye cevap verir. Adamin yere kadar uzanan sekiz saç örgüsü vardi.
Adam uyuyunca kadin örgülerin dördü ile ellerini, diger dördü ile de ayaklarini baglar. Kâfirler gelir, adami alir ve bogazlayacaklari eve götürürler. Ev dört yüz direk boyu yükseklikte olmasina ragmen tek direklidir. Bütün
düsmanlari basina üsüsür, önce dudaklarini, burnunu ve kulaklarini keserler.
Bu sirada adam Allah'a yalvararak kendisine verecegi asilmadik bir gün sayesinde baglarini koparmasini, evin diregini yerinden oynatarak binayi düsmanlarinin basina yikip kendisinden kurtulmasini diler.
Allâh, duâsini kabul ederek kendisine sasirtici bir güç verir, baglarini koparir, diregi yerinden oynatarak evi düsmanlarinin basina yikip hepsini öldürür ve kendisi böylece düsmanlarinin elinden kurtulur.
Sahâbiler bu hikâyeyi duyunca «Yâ Rasûlallah biz de o adamin sevabi kadar sevab kazanabilir miyiz» diye sorarlar. Peygamber imiz «Bilmiyorum» diye cevap verir. Fakat Ibni Abbâs'in bahsettigi gibi. Peygamber imiz Allah'a yalvarir ve Allâh'da ona Kadir Gecesini verir.
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
«— Kadir Gecesi olunca Cebrail, bir gurup melek arasinda yere iner. Yere inen melekler gerek ayakta ve gerekse oturarak Allah'i zikreden her kulu selâmlarlar, onun için istigfar ederler.»
Ebû Hureyre buyurur ki; «Kadir Gecesi, yeryüzüne çakil sayisindan çok melek iner. Onlarin inmeleri için gök kapilarinin hepsi açilir. Her yana nûr saçilir. Büyük bir tecelli meydana gelir ve bu gece Meleküt âlemi açilir. Fakat bu husûsda insanlar birbirinden farklidir.
Kimine hem gök yüzünün ve yeryüzünün Melekütu birarada açilir. Gök yüzünün perdeleri aradan kalkinca bu kimseler ayakta dikilen, oturan, secdeye kapanmis, zikreden, sükreden, tesbih eden ve tehiil eden bütün melekleri asli kimlikleri ile görürler.
Kiminin önüne cennet açilir ve orada evleri, köskleri, hurileri, nehirleri, agaçlari, meyveleri görür. Gögün tavani olsa Ars'i müsahede eder.
Peygamberlerin, velilerin, sehidlerin. siddiklarin konaklarini görür. Bu Meleküte dalar, rahmet deryasinda gezintiye çikar. Cehennemi, onun tabakalarini ve içindeki kâfirlerin barinaklarini ve diger fevkalâdeliklerini görür. Kimin de önünden Allah ile arasindaki perde kalkar da O'ndan gayri hiç bir seyi görmez olur.»
Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Kim Ramazanin yirmî yedinci gecesini sabaha kadar ibadet ile geçirirse, bu benim nezdimde bütün Ramazan geceleri yapilan gece ibadetinin hepsinden daha sevimlidir."
Hz. Fâtimâ «Babacigima geceyi ibâdet ile geçirecek gücü olmayan kadin ve erkekler ne yapsin» diye sordu.
Peygamber 'imiz ona su cevabi buyurdu; "Onlarin yastiklarini dikip üzerine yaslanarak bu gecenin herhangi bir saatinde oturup Allah'a dua etmeleri, benim için bütün ümmetimin bütün Ramazan Gecelerinin hepsinde yaptiklari ibâdetten daha sevimlidir.»
Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Kim iki rek'at namaz kilip istigfar ederek Kadir Gecesini ibâdet ile geçirirse Allah tarafindan bütün günâhlari bagislanir. Allah'in rahmetine gömülür. Cebrail (A.S), kendisini kanadi ile oksar. Cebrail'in (A.S.) kanadi ile oksadigi kimse cennete girer.»
Kalblerin Keşfi İmam Gazali
http://www.mollacami.com/konu/kadir-gecesinin-fazileti-14211.html |
Tarih: 17:02, 8/10/2007 Kategori: mubarek aylar ve gunler |
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
İslâm âlemindeki Ramazan ve Bayram ihtilafının sebebi

Halis ECE
Ramazan ve Bayramlar nasıl belirleniyor?
KAMERÎ AYLARIN GİRİŞ-ÇIKIŞLARININ TESBİTİ
Dünyamız Güneş etrafında döndüğü gibi, Ay da Dünya etrafında belirli bir yörünge üzerinde hareket eder, döner. Bu dönme esnasında Ay, her 29 veya 30 günde bir defa Dünya ile Güneş arasına girer ve üçü aynı hizaya gelirler. İşte bu âna, hey’et veya felekiyat denilen ilim dalında “ictima” denir. Bugünkü modern astronomide (gökbilimi) ise ictima’nın karşılığı olarak “kavuşum” denilmektedir. İngilizcesi de birleşme anlamında “conjunction" (kıncâng’şın)dır. Bu durum astronomik (hesabi) bakımdan Kamerî ay’ın başlangıcıdır, ancak ibadetler için değil. İctima halinde Ay’ın Dünya’ya bakan yüzü Güneş’ten ışık alamadığı için karanlık olur. İşte bu esnada hilâl’in dünyanın hiçbir yerinden görülmesi mümkün değildir.
Ru’yetin gerçekleşmesi yani hilâl’in görülebilir şekil ve parlaklığa kavuşabilmesi için;
a) Ay’ın ictima halinden, Güneş’e nazaran doğuya doğru yatay olarak 8 derece ayrılması gerekir. Bu süre ise 12 ila 16 saat arasında değişir.
b) Güneş battıktan sonra yine Ay’ın, düşey olarak ufuktan en az 5 derece yüksekte olması icap eder.
Demek ki Ay’ın, düşey olarak ufuktan 5 derece yükselmesi ve yatay olarak da Güneş’ten 8 derece doğuya doğru açılmış olması lazımdır ki, Güneş’ten ışığını alıp hilâl şekli gerçekleşerek Dünya üzerinden görülebilsin.
***
İşte açıklamaya çalıştığımız bu hadiselerin meydana gelmesinden sonra ortaya çıkan hilâl, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, şer’î-kamerî ayın başlangıcı yani ilk günüdür. O esnada Güneş, Dünyanın neresinde batmakta ise hilâl, ancak o enlem derecesindeki ve bunların batısındaki ülkelerde görülebilir.
Mesela bu sene (H. 1428-M. 2007) Ramazan ayının ictimaı, 11 Eylül Salı günü Türkiye yaz saati ile 15:44'de başlar.
Hilâlin çıplak gözle görülmesi (ru'yet) de ertesi gün yani 12 Eylül Çarşamba günü Türkiye yaz saati ile 08:21'dedir.
Hilâlin görüldüğü yerler; Fiji, Kiribati, Marshall ve Solomon adaları ile Avustralya, Malezya, Endonezya ve Amerika kıtasının batı kıyılarıdır.
Hilâlin görüldüğü günü takip eden 13 Eylül Perşembe günü de Ramazan ayının 1'i olmaktadır.
***
Üzülerek ifade edelim ki; senelerdir bazı ülkeler Kamerî ayların giriş-çıkışlarının tesbitinde hakiki ru’yet (Ay’ın çıplak gözle görülmesi) yerine, şer’î ölçülere aykırı olarak astronomik başlangıç yani Ay’ın ictima halini esas alıyor… Ve eğer ictima gece yarısından önce ise, o gecenin gündüzünü de ay’ın birinci günü olarak kabul ediyorlar. Şayet ictima gece yarısından sonra meydana gelmişse, o zaman, âmiyane tabirle “Mızrak çuvala sığmayacağı” için, onlar da ay’ı ertesi gün başlatıyorlar… Dolayısıyla ister istemez bizimle aynı gün Ramazan orucuna başlıyor, aynı gün Bayram ediyorlar. Keza aynı gün Arafe, aynı gün Kurban bayramı yapıyorlar. Bu yanlış uygulamaya göre hareket edenler, önceleri, “Amerikan almanaklarını esas alıyoruz” diyorlardı. Şimdilerde ise gerçek ru’yeti baz aldıklarını söylüyorlar ki, bu durumda; güya onlar ru’yeti esas alıyorlarmış, biz ise sadece hesaba göre hareket ediyormuşuz gibi garip bir manzara çıkıyor ortaya…
İşin hakikati ise Kamerî ayların tesbitinde biz hem hesabı, hem de ru’yeti dikkate aldığımız halde, onlar, sadece hesaba göre hareket ediyorlar, gerçek ru’yeti (hilâlin çıplak gözle görülmesi işini) göz ardı ediyorlar. Aramızdaki ihtilaf ve ortaya çıkan farklılık da haliyle buradan kaynaklanıyor.
Oysa bu yüce dinin vâzıı olan Hz. Allah, “Güneşi bir zıya, Ay’ı bir nûr yapan; senelerin sayısı ve (günlerin, ayların, vakitlerin) hesabını bilesiniz diye, Ay’a menziller (dünya çevresinde dönerken hizalarında yer aldığı yıldız kümeleri, konaklar) takdir eden O’dur.” (Yunus sûresi, 5) İlâhi beyanıyla bu hususta bize, hesabın lüzumunu ve usûlünü haber veriyor, bu bir.
İkincisi, bu dinin mübelliği, insanların ve cinlerin peygamberi, âlemlere rahmet Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de, “Ramazan hilâlini gördüğünüzde oruca başlayınız, şevval hilâlini gördüğünüzde de bayram ediniz.” (İbn Mâce, Sünen, Sıyâm, 7) hadis-i şerifleriyle öbür ölçünün de ru’yet olduğunu bildiriyor ve bu ölçüye de uyulmasını emrediyor.
Bu kıstaslar/kriterler Ramazan ay’ı ve Ramazan bayramının tesbitinde geçerli olduğu gibi, diğer ayların giriş-çıkışlarının belirlenmesinde de aynen geçerlidir. Meselâ Kurban bayramının tesbitinde Zilhicce ayının ictima ve ru’yeti esas alınır. Yoksa bazılarının öteden beri yapageldikleri gibi, Resûlüllah Efendimizin (s.a.v.) hilâli görme emrini bir kenara bırakarak, sadece ictima olayını esas alıp Ay’ın, Dünyanın hiçbir noktasında dahi görülmeden-görülemeden Arafe veya Bayram ilan etmekle olmaz. Olursa bu, “Teklîfu mâ lâ yutak” yani kula, güç yetiremeyeceği bir yükü yüklemek olur ki, caiz değildir. Cenab-ı Hak hiçbir canlıya takatinin üzerinde bir külfet yüklememiştir. Dolayısıyla görülmeyen hilâli görmek gibi bir yükümlülüğü yoktur kulun, olamaz da… Hilâli görmediği halde görmüş gibi davranmak ise, mü’mine yakışır ve kabul edilebilir bir davranış şekli değildir asla. Emre itaat, emredileni emredildiği gibi yapmakla gerçekleşir. Değilse onun adına itaat değil isyan, istikamet değil yan çizmek denir.
***
İşte bugün, gerek bazı ülkeler ve gerekse ülkemizdeki bir kısım insanlar tarafından bu esasa/prensibe uyulmaması, Müslümanlar arasında karışıklığa sebep olmaktadır. Onların bu yanlış ölçülerine göre hareket eden mü’minler, oruçlu olmaları gereken günde (Ramazan-ı şerifin son günü) Bayram ediyorlar. O günün Bayram olduğuna inandıkları için de haliyle yedikleri o orucu kaza da etmiyor, borçlu kalıyorlar. Yine bunun gibi, Kurban bayramından önceki günlerde oruç tutmanın faziletine inanan bir kısım Müslümanlar, Arafe günü de oruçlu bulundukları halde, kendilerine o günün Bayram, bayramda ise oruç tutmanın haram olduğu hatırlatılıp oruçları bozduruluyor. Dolayısıyla nafile olan bu oruç da üzerlerine borç olup kaza etmeleri icap eder hale geliyor.
***
Kısacası meselenin ciddiyet ve önemi dolayısıyla okuyucularımızın dikkatine sunmayı bir vazife addettik. Tavsiyemiz; oruçlarına takvimle başlayıp takvimle bitirmeleri... keza Kurban bayramında da buna uymaları, dedi-kodulara kulak asmamalarıdır. Ülkemizdeki Kamerî ayların giriş-çıkış hesapları ictima ve ru’yet hadiselerinin her ikisi de dikkate alınarak yapılmakta ve Allah’a şükür en küçük bir tereddüde mahal kalmayacak bir titizlikle tesbit edilmektedir.
***
Rabbimiz bütün ibadet ve taatlerimizi, amel ve hizmetlerimizi, zikir ve fikirlerimizi… hasılı her türlü davranış ve duruşumuzu rızasına uygun kılsın. |
Tarih: 12:05, 13/9/2007 Kategori: mubarek aylar ve gunler |
Yorum (3) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|